‘Delalê malê bi tena serê xwe li hember hezar û heftsed siwarê Gêsan û Tirkan, ketiye nav şer û cenga giran e…’ Direnen halkların belleğinde her mitik kahramanlık öyküsü, bugün çöle dönüşmüş hakikatin ve donmuş bilincin içinde ucu geçmişe, bugüne ve yarına uzanabilen bir ada işlevi görür. Bu ada/lar, arşiv fetişistlerine, nostaljik bir saplantıyla sürekli ‘şimdi’yi ıskalayıp geçmişe asılı kalanların sinizmine bol miktarda malzeme taşırken direnen özneye bir kuruculuk rolü biçer. Kahramanlığı ve aşkı eski çağlara özgü iki otantik imge olarak kurgulayan batılı dogmacılığa karşı direnenin belleğinde o adanın içinde yaşanan hikâye taptazedir; bugüne doğru bükülerek gelmiş ve kendini şimdiye ait…