Şopa Hûnerê

Pul Yırtığı Zamanlar…

Hatırlıyor musun; ‘Ben bir pul yırtığı hüznüyüm’ diye yazmıştı eski bir savaşçı… Düşe kalka tarihin patikalarında kanamaktan kabuk bağlamış dizlerini gördüm o gün rüyamda; oysa kurumuş kan bile beni tutar Biyanî! Şehrin bütün devrimcilerini alıp Zap Suyuna doğru giden Kenan Evren’in cemselerinin arkasından koşabilirim aslında seninle. Peki ya ninen? Senin kaçıncı yalnızlığına çorap örmektedir şimdi, ha kuzum? Rilke’nin “Kime dokunsam bir mesafeyi uyandırıyorum” dizesini fısıldıyor musun hâlâ bütün karşılaşmaların içine içine? Benim soykırımcı kargaya olan hayranlığım bitmiyor, Biyanî; baykuşu ise hiç sevemedim… 

“Sen tutkularının Klara Zetkin’i, isyanının Leyla Qasim’ı da değilsin,” demiştin çok cesur cümleler kurduğun zamanların birinde… Sen kendini ve kentini bir satırlık yazının içinde saklarken, ilden çıkıp dile düştü artık senin şehrin… O şehir ilk önce baştan sona yanlış çizilmiş eski bir haritada sonra da en çok boğazımızda düğümlendi… Boşalan o köyler direniyor mu hâlâ dalga dalga ve yatmadan önce bir bardak su içelim mi beraber? 

Bunu söylemek çok zor ama Zap Suyu’nu bana özleten bir mısra yok artık…

Yanlış ya da doğru bütün argümanları yanına alıp yürüyen kadın savaşçıların yastık gibi ceplerinde taşıdıkları o kitapları ve koyunlarındaki o serin koku. Gecede asılı kaldı onların sesleri ve soluklarıyla gelmiş geçmiş bütün kadınlar. Dağların derin vadileri ile o savaşçılar geceleri fısıldaşır, demiştin. Sahiden doğru mu?

Sen soluk bir fotoğraf karesi gibi ninene benzettiğin o şehrin koynundasın yine. Gece, ömrün en karanlık beşiğidir, derler. Hadi geceyi sallayalım beraber, belki güneşe erişiriz… Düşe kalka o uzaklardaki armut ağacına gidelim mi?  Ve biliyorum; insan en çok yalnız yürürken hayatta kalır…

Tanrı, geceye, Biyanî’ye, Klara Zetkin’e, Leyla Qasim’a ve bana sahip çıksın lütfen.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir