Şopa Hûnerê

S(ayıklamalar)… (IV)

Kendi üzerine sıkıca kapanmış olan ve benim bir hikayem yok diye bağırıp duran o yaşlı ağaç, sessizlik melankolik bir bilgedir demişti bir gün… 

Ben kederin coğrafyasında ilerledikçe kendimi yeniden kurdum ama kendimi kendimden eksilterek… Durmadan yinelenen o uğultunun içinde tekrar ettiğim hiçbir şeyin yankısını duymadım, yıllardır bilmeden katlandığım o titreşimleri saymazsak… 

Bir tek sessizlikte yürüyebildim izlerin içinde ve izler de benim içimde. O yürüyüşlerin hiçbirinde ilerlemedim, izler beni taşımadı ama çoğalttı ve çoğaldıkça daha çok silindim. Üzerinden atladığım, görmezden geldiğim, yok saydığım ne varsa birer yarık gibi sabitlendi kalbimin tam ortasına. Sonra o yaşlı ağaç ‘kaçış yoktur, ertelenmiş temaslar vardır’ diye kulağıma fısıldadı bir gece… 

Çivi çiviyi söker sandığımız o kasaba ekonomisinde çivi başka çiviyi sökmez, çiviler sadece birikir! Etimize değil belki ama zamana çakılır her biri. Ki zaman delindikçe bir yere akmaz, daha da yoğunlaşır. Ben yıllarca paçalarımdan akan o birikmiş zamanı kan sandım oysa! Ki boşluk boşlukla dolmuyor çünkü hiçbir boşluk bir eksiklik değildir, bir taşma halidir aslında. Sen onu doldurmak isterken o seni kendi içine alıp dolar. Tıpkı yürüdüğün yolun bir yön göstermemesi gibi. Bir ormana çıkar yolun örneğin ve aslında o orman dışarıda değildir, senin içinde büyüyen bir labirenttir. İşte o yüzden insan yönünü değil yönsüzlüğünü çoğaltabilir en fazla. 

Bizim yanımıza alıp yürüdüğümüz bütün o aptallıklar, zaaflar, aza düşmeler, zehir saçan küçük burjuvalığımız birer yük değil aslında birer stratejidir. Kendini kafadan ayaklara doğru örgütlemenin, kendini eksiltmenin değil çoğaltmanın stratejisidir bu. İnsanı diğer canlılardan ayıran başat özellik sahtekarlığıdır!  Yükselerek değil kendi içine çökerek derinleşebileceğini anladığı gün o sahtekarlığı bir nebze düzeltebilir belki… Ben yıllarca tarihin o sinsi kahkahasını bizimle bir dalga geçiş sandım. Oysa o kahkaha bir ritimdir, seni kendine uyduran, seni durmadan tekrar ettiren bir ritim..

İnsanın kendisiyle giriştiği hiçbir kanlı düellosu yoktur. Hatta düello sandığımız yerde aslında karşımızda kimseler yoktur, salt varlığımızdan başka! Kurşunu sıkan da hedef olan da biziz. Ki mesele, burada ölmek değildir. Kendini vura vura daha hassas bir hedefe dönüşmektir. Kendine daha iyi yenilmeyi öğrenmek insanın şu yaşamda kendini en iyi örgütlediği ve ustalaştığı eşiktir. 

Yüzleşme demişsin! O yüzleşmede parıldayan şeyin hakikat olduğunu sanırsın ama o sadece travmatik bir kurgudur.  Kendine baktığını sandığın her an kendini yeniden yazarsın ya, onun gibi işte. Personanın kendisi de personanın ardındaki de bir boşluğa tutunmaya çalışır ve o boşluğa sıkıca tutundukça daha çok yalana ve sahte hakikatlere başvurur. Çünkü o bir kurgu ustasıdır! Bu noktada beden, bedenin kudreti ve onun uzamı olan doğanın dışında tutunmaya çalıştığın her şey bir yanılsamadır! İnsanın en beyhude yarası ben diye sabitlenen bir şeyin olmadığını anladığı anda yaşadığı kederdir! Çünkü ben, yoktur! 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir