Bir toplumsal saha içerisinde sayısız, çoklu öznellikler görebiliriz. Bu öznellikler, kimi zaman bir kişinin başına gelen yıkıcı ve örseleyici etkiler yoluyla, kimi zamansa çok daha kitlesel anlamda soykırımlar, el koymalar, tehcirler gibi etkiler aracılığıyla tecessüm edebilir. Bu yıkıcı ve örseleyici eylemleri düşünmek istediğimizde karşımıza genellikle iki yaklaşım çıkar. Bunlardan birincisi, yıkıcılığın etkisini doğrudan kendi bedeninde hisseden kişinin durumunu psikolojinin alanına havale etmekten, ikincisiyse görünür kitlesellik bağlamında sosyolojik çözümlemeleri öne çıkarmaktan ibarettir. Birincisi, sıklıkla Freudçu “uygarlığın huzursuzluğu” üzerinden ele alınırken, ikincisi Durkheimcı toplumsal olanın aşkınlığına dayalı temsillerin (“toplumsal travma”) ve en önemlisi “anomi halinin” içerisinden çözümlenmektedir. Fakat bu kısa yazıda biz…