Hatırlıyor musun; ‘Ben bir pul yırtığı hüznüyüm’ diye yazmıştı eski bir savaşçı…’ Düşe kalka tarihin patikalarında kanamaktan kabuk bağlamış dizlerini gördüm o gün rüyamda; oysa kurumuş kan bile beni tutar Biyanî! Şehrin bütün devrimcilerini alıp Zap Suyuna doğru giden Kenan Evren’in cemselerinin arkasından koşabilirim aslında seninle. Peki ya ninen? Senin kaçıncı yalnızlığına çorap örmektedir şimdi, ha kuzum? Rilke’nin “Kime dokunsam bir mesafeyi uyandırıyorum” dizesini fısıldıyor musun hâlâ bütün karşılaşmaların içine içine? Benim soykırımcı kargaya olan hayranlığım bitmiyor, Biyanî; baykuşu ise hiç sevemedim… “Sen tutkularının Klara Zetkin’i, isyanının Leyla Qasim’ı da değilsin,” demiştin çok cesur cümleler kurduğun zamanların birinde… Sen kendini ve kentini…
Son Yazılarım
-
-
Kendi üzerine sıkıca kapanmış olan ve benim bir hikayem yok diye bağırıp duran o yaşlı ağaç, sessizlik melankolik bir bilgedir demişti bir gün… Ben kederin coğrafyasında ilerledikçe kendimi yeniden kurdum ama kendimi kendimden eksilterek… Durmadan yinelenen o uğultunun içinde tekrar ettiğim hiçbir şeyin yankısını duymadım, yıllardır bilmeden katlandığım o titreşimleri saymazsak… Bir tek sessizlikte yürüyebildim izlerin içinde ve izler de benim içimde. O yürüyüşlerin hiçbirinde ilerlemedim, izler beni taşımadı ama çoğalttı ve çoğaldıkça daha çok silindim. Üzerinden atladığım, görmezden geldiğim, yok saydığım ne varsa birer yarık gibi sabitlendi kalbimin tam ortasına. Sonra o yaşlı ağaç ‘kaçış yoktur, ertelenmiş temaslar vardır’ diye kulağıma…
-
Siyaset-Kültür Yarılması ve Kurucu Öznenin Geri Çekilişi Temsil, Arzu ve Çölleşme Her kültür dünyası, onu kuran duygulanımların, karşılaşmaların ve varoluş kudretinin yoğunluğu içinde var olur¹. Bu noktada kültürün yalnızca bir ifade alanı değil, aynı zamanda bir oluş hattı olduğu hatırlanmalıdır. Kudretin derecesine göre genişleyen ya da daralan kültür dünyası uzun bir süredir Kürt Özgürlük Hareketi’nin kurucu dinamiğinin gerisine düşmüş ve bu asimetri zamanla iki yönlü bir zayıflama ve gerilemeyi derinleştirmiştir. Bu yalnızca bir geri çekilme değil, aynı zamanda anlamın, üretimin ve temasın dolaşımını daraltan belirgin bir alan kaybına dönüşmüştür. Bu süreçte devletin baskı ve asimilasyon düzeneğinin etkisi elbette inkâr edilemez.…
-
İNKÂR, TAKLİT VE DEĞERSİZLEŞTİRME MEKANİZMALARI Özellikle son yıllarda sosyal ve dijital kamusal alanda, kendisini “Kürt milliyetçileri” olarak tanımlayan ve eleştirel, bağımsız bir konumda durduğunu ileri süren bir politik söylem belirgin bir görünürlük kazandı. Ancak bu hat, söz konusu iddialarına rağmen pratikte belirli bir ideolojik çerçeveye eklemlenen kapalı bir düşünme biçimi olarak işlemektedir. Politik yönelimini büyük ölçüde Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi karşıtlığı üzerinden kuran bu söylem, devlet formunun tarihsel sürekliliğini, egemenlik rejiminin kurucu şiddetini ve bu şiddetin ürettiği hakikat düzenini sistematik biçimde görünmez kılan bir anlatıyı yeniden üretmektedir. Özgürlük hareketinin tarihsel, teorik ve stratejik düzeyi dikkate alınmadan, çoğu zaman…
-
O kırık dökük kamyon köye bakan son viraja geldiğinde durdu ve on yaşlarında bir çocuk kamyonun kasasında rastgele istiflenmiş yatak yığının içinden fırlayarak köye doğru koştu! Boğazını yırtarcasına bağırıyordu: ‘İneğimiz kamyonun kasasından düştü ve boynuzları kırıldı! Köylüler toplanıp ineğin bulunduğu bölgeye gittiklerinde çocuklar ve anneleri ineğin başına toplanmış, boynuzun kırılan yerinden akan kana bakıp ağlıyorlardı. Tek geçim kaynakları olan inek can çekişiyordu. Bu insanlar topraklarından sökülüp atılmanın kederinden ağlamıyordu. Bir daha asla eskisi gibi olmayacağından emin oldukları ve bilemedikleri bir yaşama doğru giderken içlerini saran belirsizlik ve korku da değildi onları ağlatan. İneği hemen orada kestiler. İneğin boynuna inen bıçağın neyi kestiğini bir…
-
‘Tarih sınıflar savaşı değil, sınıflaştırmaya karşı sınıfsızlaşma mücadelesidir. Komün sınıfsızlaşma politik pratiğinin etik-politik gücüdür. “Devlete karşı komün”, günümüzde devrimin yeniden devrimcileştirilmesinde önemli bir soyutlamadır. Bütün toplumsal ilişkilerin komünleştirilmesi pratiği, yaşamı sınıfsızlaştıran içkin demokrasi komünalizmdir.’ Cengiz Baysoy (Otonom Dergisi) Sayın Öcalan’ın Marksizmin amentüsü olarak kabul edilen ‘tarihin devindirici gücü ve mutlak belirleyeni sınıf savaşımıdır yerine, devlete karşı komün çatışkısını ikame ettik” önermesi, sadece 20. yüzyıl sosyalist deneyimlerinin başarısızlığından çıkarılan zorunlu bir teorik sonuç değil aynı zamanda sınıfı merkeze alan Modernist Marksist felsefi/politik yaklaşıma karşı bir itiraz olarak okunmalıdır. Marx’ın ‘tarih sınıf mücadeleleri tarihidir’ aksiyomu, reel sosyalizm pratiğinde kendini doğrulayamamış, aksine yeni tahakküm…
-
Bir toplumsal saha içerisinde sayısız, çoklu öznellikler görebiliriz. Bu öznellikler, kimi zaman bir kişinin başına gelen yıkıcı ve örseleyici etkiler yoluyla, kimi zamansa çok daha kitlesel anlamda soykırımlar, el koymalar, tehcirler gibi etkiler aracılığıyla tecessüm edebilir. Bu yıkıcı ve örseleyici eylemleri düşünmek istediğimizde karşımıza genellikle iki yaklaşım çıkar. Bunlardan birincisi, yıkıcılığın etkisini doğrudan kendi bedeninde hisseden kişinin durumunu psikolojinin alanına havale etmekten, ikincisiyse görünür kitlesellik bağlamında sosyolojik çözümlemeleri öne çıkarmaktan ibarettir. Birincisi, sıklıkla Freudçu “uygarlığın huzursuzluğu” üzerinden ele alınırken, ikincisi Durkheimcı toplumsal olanın aşkınlığına dayalı temsillerin (“toplumsal travma”) ve en önemlisi “anomi halinin” içerisinden çözümlenmektedir. Fakat bu kısa yazıda biz…
-
Devlet ile Kürt hareketi arasındaki müzakere asimetrisi, yalnızca mevcut politik koşullardan mı kaynaklanıyor, yoksa Türk ulus-devlet inşasının ontolojik bir sonucu mu? Bu asimetriyi ortadan kaldırmak için Kürtler önerilen yapısal reformlar (federasyon-özerklik vb.) Türkiye’nin merkeziyetçi geleneğiyle nasıl uzlaştırılabilir? Yaklaşık yüz yıldır yaşanan bütün kriz-çatışma dinamiklerini hatta Türk ve Kürt halklarının kendilerini ve birbirlerini algılama biçimlerini Türk ulus-devlet inşasının ontolojik karakterinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Hatta Türk ulus-devleti, mevcut küresel postmodern durum içinde ulus-devletin ontolojik koşulları değişirken bile kendi geleneksel kodlarını koruma noktasında büyük bir direnç göstermektedir. İnsanlara abartılı gelebilir ama hem Türk ulus-devletinin hem de küresel imparatorluğun karşısında Kürt hareketinin…
-
Kürt ulusal direnişinin ideolojik omurgasının oluşum sürecini veya Kürt sosyalist hareketlerinin belli tarihsel kesitlerde büründükleri ideolojik formları küresel, bölgesel ve özellikle üç egemen devletin (Türk, Fars ve Arap) sosyalist hareketlerinin gelişim seyrinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Türk, Arap ve Fars sosyalist hareketleri ile dört parçada ortaya çıkmış olan Kürt ulusal direnişlerinin sosyalistleşme süreçleri arasındaki tarihsel bağıntıyı ve ilişkiselliği bu yazıda sadece Türkiye sosyalist hareketleri ile Kuzey’de ortaya çıkmış hareketlerin karşılıklı etkileşimine odaklayacağız. Kuzey’deki ulusal direnişleri, ideolojik/politik muhteva bağlamında 1960 öncesi ve sonrası şeklinde iki ayrı tarihsellik üzerinden bölebiliriz. 1800’lerin başından 1937 Dersim Tertelesine kadar aralıksız süren isyanlar silsilesinin genel…
-
“Ulus devletlerin bayrakları birer soykırım çağrıcısı, ulusal marşları ise yüceltilen bir üst kimliğin diğer bütün kimlikleri geçersiz kıldığı bir faşizm uğultusudur…“ John Zerzan Türk, Arap ve Fars ulus kimliğinin yekpareliğini ve ahengini bozan bir leke ve ulusal bayraklarının ortasında kapanmayan bir gedik gibi duran Kürt ulusallığı, Türk, Arap, Fars milliyetçilikleri ile karşılaştığı gün başlamıştır. Ortada henüz modern anlamda bir ulus mefhumu yokken Ehmedê Xanî’nin ‘Ev qulzema Rom u Behra Tacîk gava dikin xuruc u tehrîk / Kurmanç dibin xwîn û mutellax / Wan jêkvedikin mîsalê berzax’ dizesi, yaklaşık 375 yıl önce bile Kürtlerin Fars ve Türk egemen devletlerinin savaş ve kapışma…