• Şopa Heqîqetê

    QAZA SALIH, ŞEKIRÊ XANÊ VE KADİM KÜRTLÜĞÜN ALACAKARANLIĞI

    ‘Bundan kırk elli yıl önce çekilmiş Hakkâri fotoğraflarına baktığınızda, kadınların üzerindeki kiras û fistan ile erkeklerin üzerindeki şal û şapik, birer giysiden çok bedenlerinin sessiz ve doğal bir uzvu gibi görünür. Çünkü o kumaşlar bedenlere sonradan giydirilmiş gibi durmaz; sanki onunla birlikte doğmuş, aynı iklimde yıpranmış, aynı ömrü paylaşmıştır. Çünkü o zamanlar bu kıyafetler bir kültürün temsili değil, doğrudan doğruya o kültürün gündelik yaşamın her anında yaşayan özüydü. Son yıllarda ise çoğunlukla festivallerde, düğünlerde ve mitinglerde yılda en fazla birkaç kez giyilen ve artık ‘yöresel kıyafet’ diye adlandırılan işlemeli ve pahalı elbiseler bu özün yerini tutmaya çalışan bir temsile dönüşmüştür. Uzaktan bakıldığında bile…

  • Şopa Heqîqetê

    ÜLKESİ YIKILANIN EVİ OLMAZ/MIŞ…

    Sürgündeki insan gün gelir yalnızca ülkesini değil, bir gün ülkesine dönebilme ihtimalini de kaybeder. Çünkü ülke dediğimiz şey her zaman haritada sınırları çizilmiş bir toprak parçası değil, çoğu zaman içine sığındığımız bir bekleyiştir. O bekleyiş elimizden alındığında geriye yalnızca terk ettiğimiz ülkeler ve şehirler değil artık bir türlü ona dönemediğimiz ve içinde hiçbir şekilde nefes alamadığımız bir çocukluk özlemi kalır. Çünkü insanın ilk ülkesi çocukluğudur… “Ülkesi yıkılanın evi olmaz.” derler. Bizim evimizi bombalar yıkmadı. Ama orada yaşayabilme ihtimalimizi ortadan kaldıranlar, o ülkeyi gerçekten başımıza yıktılar, sevgili Murat. İnanmıyorsan pasaport kuyruklarını anımsa; dilini bilmediğin sokakları, seni hastaneye götürmeyen, hatta yüzüne bile…

  • Şopa Heqîqetê

    TEMSİLİN GÖLGESİNDE

    Siyaset-Kültür Yarılması ve Kurucu Öznenin Geri Çekilişi Temsil, Arzu ve Çölleşme Her kültür dünyası, onu kuran duygulanımların, karşılaşmaların ve varoluş kudretinin yoğunluğu içinde var olur¹. Bu noktada kültürün yalnızca bir ifade alanı değil, aynı zamanda bir oluş hattı olduğu hatırlanmalıdır. Kudretin derecesine göre genişleyen ya da daralan kültür dünyası uzun bir süredir Kürt Özgürlük Hareketi’nin kurucu dinamiğinin gerisine düşmüş ve bu asimetri zamanla iki yönlü bir zayıflama ve gerilemeyi derinleştirmiştir. Bu yalnızca bir geri çekilme değil, aynı zamanda anlamın, üretimin ve temasın dolaşımını daraltan belirgin bir alan kaybına dönüşmüştür. Bu süreçte devletin baskı ve asimilasyon düzeneğinin etkisi elbette inkâr edilemez.…

  • Şopa Heqîqetê

    BİR SÖYLEM REJİMİ OLARAK MİLLİYETÇİ KÜRT SAĞI: 

    İNKÂR, TAKLİT VE DEĞERSİZLEŞTİRME MEKANİZMALARI Özellikle son yıllarda sosyal ve dijital kamusal alanda, kendisini “Kürt milliyetçileri” olarak tanımlayan ve eleştirel, bağımsız bir konumda durduğunu ileri süren bir politik söylem belirgin bir görünürlük kazandı. Ancak bu hat, söz konusu iddialarına rağmen pratikte belirli bir ideolojik çerçeveye eklemlenen kapalı bir düşünme biçimi olarak işlemektedir. Politik yönelimini büyük ölçüde Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi karşıtlığı üzerinden kuran bu söylem, devlet formunun tarihsel sürekliliğini, egemenlik rejiminin kurucu şiddetini ve bu şiddetin ürettiği hakikat düzenini sistematik biçimde görünmez kılan bir anlatıyı yeniden üretmektedir. Özgürlük hareketinin tarihsel, teorik ve stratejik düzeyi dikkate alınmadan, çoğu zaman…

  • Şopa Heqîqetê

    DEVLETLEŞTİRİLMİŞ MARKSİZMİ YENİDEN DEVRİMCİLEŞTİRMEK

    ‘Tarih sınıflar savaşı değil, sınıflaştırmaya karşı sınıfsızlaşma mücadelesidir. Komün sınıfsızlaşma politik pratiğinin etik-politik gücüdür. “Devlete karşı komün”, günümüzde devrimin yeniden devrimcileştirilmesinde önemli bir soyutlamadır. Bütün toplumsal ilişkilerin komünleştirilmesi pratiği, yaşamı sınıfsızlaştıran içkin demokrasi komünalizmdir.’ Cengiz Baysoy (Otonom Dergisi) Sayın Öcalan’ın Marksizmin amentüsü olarak kabul edilen ‘tarihin devindirici gücü ve mutlak belirleyeni sınıf savaşımıdır yerine, devlete karşı komün çatışkısını ikame ettik” önermesi, sadece 20. yüzyıl sosyalist deneyimlerinin başarısızlığından çıkarılan zorunlu bir teorik sonuç değil aynı zamanda sınıfı merkeze alan Modernist Marksist felsefi/politik yaklaşıma karşı bir itiraz olarak okunmalıdır. Marx’ın ‘tarih sınıf mücadeleleri tarihidir’ aksiyomu, reel sosyalizm pratiğinde kendini doğrulayamamış, aksine yeni tahakküm…

  • Şopa Heqîqetê

    BU KİMİN TRAVMASI?

    Bir toplumsal saha içerisinde sayısız, çoklu öznellikler görebiliriz. Bu öznellikler, kimi zaman bir kişinin başına gelen yıkıcı ve örseleyici etkiler yoluyla, kimi zamansa çok daha kitlesel anlamda soykırımlar, el koymalar, tehcirler gibi etkiler aracılığıyla tecessüm edebilir. Bu yıkıcı ve örseleyici eylemleri düşünmek istediğimizde karşımıza genellikle iki yaklaşım çıkar. Bunlardan birincisi, yıkıcılığın etkisini doğrudan kendi bedeninde hisseden kişinin durumunu psikolojinin alanına havale etmekten, ikincisiyse görünür kitlesellik bağlamında sosyolojik çözümlemeleri öne çıkarmaktan ibarettir. Birincisi, sıklıkla Freudçu “uygarlığın huzursuzluğu” üzerinden ele alınırken, ikincisi Durkheimcı toplumsal olanın aşkınlığına dayalı temsillerin (“toplumsal travma”) ve en önemlisi “anomi halinin” içerisinden çözümlenmektedir. Fakat bu kısa yazıda biz…

  • Şopa Heqîqetê

    HERKES AYNI SORUYU SORUYOR: KÜRT NEREDE? 

    Devlet ile Kürt hareketi arasındaki müzakere asimetrisi, yalnızca mevcut politik koşullardan mı kaynaklanıyor, yoksa Türk ulus-devlet inşasının ontolojik bir sonucu mu? Bu asimetriyi ortadan kaldırmak için Kürtler önerilen yapısal reformlar (federasyon-özerklik vb.) Türkiye’nin merkeziyetçi geleneğiyle nasıl uzlaştırılabilir? Yaklaşık yüz yıldır yaşanan bütün kriz-çatışma dinamiklerini hatta Türk ve Kürt halklarının kendilerini ve birbirlerini algılama biçimlerini Türk ulus-devlet inşasının ontolojik karakterinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Hatta Türk ulus-devleti, mevcut küresel postmodern durum içinde ulus-devletin ontolojik koşulları değişirken bile kendi geleneksel kodlarını koruma noktasında büyük bir direnç göstermektedir. İnsanlara abartılı gelebilir ama hem Türk ulus-devletinin hem de küresel imparatorluğun karşısında Kürt hareketinin…

  • Şopa Heqîqetê

    KUZEY KURDİSTAN’DAKİ SOL/SOSYALİST DİRENİŞ DİNAMİĞİ İLE TÜRKİYE SOL/SOSYALİST HAREKETLERİ ARASINDAKİ TARİHSEL/İDEOLOJİK BAĞINTI

    Kürt ulusal direnişinin ideolojik omurgasının oluşum sürecini veya Kürt sosyalist hareketlerinin belli tarihsel kesitlerde büründükleri ideolojik formları küresel, bölgesel ve özellikle üç egemen devletin (Türk, Fars ve Arap) sosyalist hareketlerinin gelişim seyrinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Türk, Arap ve Fars sosyalist hareketleri ile dört parçada ortaya çıkmış olan Kürt ulusal direnişlerinin sosyalistleşme süreçleri arasındaki tarihsel bağıntıyı ve ilişkiselliği bu yazıda sadece Türkiye sosyalist hareketleri ile Kuzey’de ortaya çıkmış hareketlerin karşılıklı etkileşimine odaklayacağız.  Kuzey’deki ulusal direnişleri, ideolojik/politik muhteva bağlamında 1960 öncesi ve sonrası şeklinde iki ayrı tarihsellik üzerinden bölebiliriz. 1800’lerin başından 1937 Dersim Tertelesine kadar aralıksız süren isyanlar silsilesinin genel…

  • Şopa Heqîqetê

    KOLONYALİST KARŞILAŞMALARDA KÜRTLÜK MANZARALARI

    “Ulus devletlerin bayrakları birer soykırım çağrıcısı, ulusal marşları ise yüceltilen bir üst kimliğin diğer bütün kimlikleri geçersiz kıldığı bir faşizm uğultusudur…“ John Zerzan Türk, Arap ve Fars ulus kimliğinin yekpareliğini ve ahengini bozan bir leke ve ulusal bayraklarının ortasında kapanmayan bir gedik gibi duran Kürt ulusallığı, Türk, Arap, Fars milliyetçilikleri ile karşılaştığı gün başlamıştır. Ortada henüz modern anlamda bir ulus mefhumu yokken Ehmedê Xanî’nin ‘Ev qulzema Rom u Behra Tacîk gava dikin xuruc u tehrîk / Kurmanç dibin xwîn û mutellax / Wan jêkvedikin mîsalê berzax’ dizesi, yaklaşık 375 yıl önce bile Kürtlerin Fars ve Türk egemen devletlerinin savaş ve kapışma…

  • Şopa Heqîqetê

    DİRENENİN HAFIZASI DİRENGENLİĞİNİ NEREDEN ALIR?

    Harita Ülkeden Önce Gelir… Mekâna yayılmış bir sömürgeleştirme aynı zamanda o mekânın belleğine, tarihsel öznelliğine ve mekânda yerleşik olanın hafızasına yönelmiş bir sömürgeleştirmedir. Sembolik alanın neredeyse tümüne yayılan bir anlamlar ve semboller savaşı, sömürge ile sömürgeci arasındaki savaşın en keskin yaşandığı alanlardan biri haline gelir. Sömürgecinin belleğe ve mekana karşı giriştiği bu müdahaleye Bourdieu muazzam bir tanımlamayla simgesel şiddet der. Egemenin simgesel şiddetine karşı ezilenin asli hafızayı temel referans alan mücadelesinde başat mücadele en çok dil alanında gerçekleştir. Çünkü bir şeyi isimlendirmek aynı zamanda o şey üzerinde egemenlik kurma arzusudur. Kürdistan’ın sömürgeleştirilme süreci insanlık tarihinin en özgün sömürgeleştirme pratiklerinden biridir.…