Na na!Nehêle teyrên hov bên û dadîn ser tiliyên te yên bêmecalBinêre!Baskên mîn hêj nû zûha bun jı ber şîliya baranên bêwextNe pirse!Û ne bêje kijan çem wê hênîk bike birinên mın yên dojehiBînêre!Cemek bê deng dî herike niha lı nava ekvatora dilêmınNa na delalê!Ji wê taritiyê ne tirse; ew tariti me dikşine ser stêrka gelavêjê!Tû lî ser goristanekê bê xweyiduayên ji xwe bawer nekiri di xwine niha dilê teji xwe dûrJi te dûrJi min dûrQasi rastiyek hişk derewin… …
-
-
Bin beş yüz yıl önce esmer bir çöl tanrısı dilime karalar çaldı peltekliğim kekemeliğim ve kürtlüğüm daha çok oradan kalma adını bilmediğim bir dengbêj en azgın şarkılarıyla saldırıyor bedeviliğine yüreğimin tüm şarklı yaralarımı alıyorum avuçlarıma sahipsiz çıplak ve tuz buz olmuş kimseler neden eşlik etmiyor acılarıma diyen bir dilencinin şaşkınlığı değil yüzümde duran şu şey! batılı seyyahlar antikacılar ve rönesançı madrabazlar satın alıyor acıyan yerlerimi. tanıdık kokular getiriyor bana tarih denilen pörsümüş fahişe tekerrür yok diyorum annem gibi seviyor bu defa beni kolları kalın, zalim ve merhametli. Bin beş yüz yıl önce serseri ve yalancı hüzünler devşirdi ölü ozanlar o…
-
Mem, Beko’yu oyundan kovmuştu, Tajdîn, Zîn’e âşık olmuştu, Sitê unuttuğu hikâyesinin içinde yüzünü durmadan gerdiren esmer bir Ajda Pekkan’a öykünüyordu… Bıçkın ve kurnaz köylülerin sofralarından yükselmeye başlamıştı Scotch viskiler eşliğinde Zeki Müren’in sesi. Bir kişinin ölümüyle aylarca sarsılan şehir, toplu cenaze merasimlerinde bile okey masasından kalkmayan lümpenlerle dolmaya başlamıştı… Bu şehir kendini vurmayı öğrendiğinde kimileri tarihin başlangıcı dedi buna; ben dâhil herkes buna böyle inandı… Şehrin tarihini anlatırken aslında kendini anlatan, kendini anlatırken şehrin hikâyesini atlayan hikâye anlatıcısının Vizontele’si gibi değildi yaşananlar ve öyle yazmıyordu unutulmuşların tarihi… Dağlarda savaşmaktan yarılmış namlular ile ‘Her Şey Vatan’ için diye yeri göğü inletenler…