“Ol û felsefe derbarê armanca jiyanê de bersivan dide me. Wêje bersiv nade lê wateyê şirove dike. Ez çiqas xwe bibêjim ez ewqas im. Zindîbûna min ji xwe ji îfadekirina min tê. Bêguman, çîrok dê jiyana me xelas nekin. Lê qe nebe ew ê hişkbûna jiyana me nerm bike…” Peter Bichsel Ji destpêka avakirina dewleta tirk heta îro, gelek rengvedanên tirkîfîkasyonê bandora xwe li ser jiyana me dike. Îro em bi gelek encamên vê pêvajoyê re rûbirû ne. Tirkbûn mîna celebeke bîrdoziyê dixebite û her gav di warê hest û ramanan de tevdigere. Ji bo yên derveyî gerdûna tirk ev…
-
-
“Sömürgecinin sizlerde yarattığı en büyük yıkım zamanla kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır.” F. Fanon Orada artık senin gözün ve bakışın yoktur. Aynada gördüğün şey senin yüzün, sana bakan göz ise işgalcinin gözüdür. Kendi dilinle konuşman bile kar etmez; lakin ‘anadilim’ dediğin şey bile sömürgecinin zihinsel kodlarından damıtılmış ‘annenin olmayan’ dilidir. Bu sarmal dram, sömürgecinin bütün zihinsel kodlarını kendi içinde yapısöküme uğratıp kendinle ilgili tanımlarda sadece kendini refere ettiğin o büyük an’a kadar sürer. İşte bu an, tam da ‘ilk kurşun’u sömürgecinin göğsüne değil, sömürgecinin sende çürüttüğü ‘senin olmayan benliğine ’sıktığın eşikte ortaya çıkan bir parıltıdır! Amed’de yaşlı bir amcanın ‘Kurd xayin…
-
Sovyetlerin çöküşüyle birlikte Erivan Radyosu dâhil, daralan hatta yer yer kapanan Kürt kültür kurumları karşısında Erivan’da yaşayan bir Êzidî’nin söylediği şu kısacık söz kendi içinde derin bir tarihselliği ve o dönemin sosyolojik duygusunun bir özetini teşkil eder: ‘Sovyetler asıl bizim üzerimize yıkıldı…’ Erivan Radyosu ya da Kurdî dilinde Radyoya Rewanê, çölleştirilmeye çalışılan Kürtlük Dünyasının tam ortasında bir dil ve kültür vahası ya da kültürel bir kapatılma mekânına dönüştürülen Kürt kültür dünyasının faşizmden örülmüş kalın duvarlarında açılmış bir gedik gibidir. Neredeyse birçoğu kendisiyle yakın zamanlarda Kürtçe yayınlar yapmış olan Şarkû’l Edna, Bağdat, Tahran, Senendaj, Kirmanşah, Kahire, Radyoya Kurdistana Sor, Tiflis Radyolarının içinde…
-
“Rumeli’nde ve bilhassa Anadolu’da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve her şeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoğurup kendimize mal etmek şarttır. Türk tahtına çıkmış olan seleflerimin en büyük kusuru Slav unsurunu Osmanlılaştırmış olmamalarıdır. Bu tabii kolay bir iş değildir. Mamafih Rum ve Ermenilerle kan karışımı daha kolay husule gelmiştir. Fakat Allah’a şükür, kanımız üstünlüğünü muhafaza etmiştir.” Sultan Abdülhamit & Siyasi Hatıralarım Hafif yukarıya kıvrılmış bıyıkları, şık pardösü ve fötr şapkalarıyla İstanbul, Selanik ve Paris’e dağılmış Jön Türkler, Batılı beyazların ‘Hasta Adam’ dedikleri Osmanlının yeni kurucu unsurları olarak tarih sahnesinde çıktıklarında, Abdülhamit dâhil modernist birçok Osmanlı sultanı, devletin kurtarıcı rolünü yekpare bir Türklüğün mutlak…
-
‘Ülke’ ve ‘kavim’ diyalektiği devrimcilerin elinde özgürleşmenin silahına dönüşebilirken milliyetçinin elinde ‘soykırım çağrısına’ kadar gidebilen bir sarkaç gibi hareket eder. Yurtseverliğin çoğu işgal ve direnişten türemiş kavramlar dizgesi zamanla milliyetçiliğin kışkırtıcı doğasını besleyen devasa bir politik ve kültürel repertuara da dönüşebilir. Bu ülkede ittihatçı ve komitacı şeflerin yıkıcı doğalarını gizlemek için çoğunlukla ‘çıplak faşizmlerine’ yurtseverlik ismini koyduğunu çokça şahit olmuşuzdur. Yurtseverliğin de, milliyetçiliğin de dilinde aşk ve bağlanma vardır; ikisi de temel malzemesini kolektif dayanışmanın temeli olan halktan almasına rağmen milliyetçinin halkı kendi öz milletidir; halk onun tasavvur dünyasında belirsizdir, dağınıktır ve çoğunlukla yekvücut milletinin güven vermeyen uzuvlarıdır. Vatan toprağı…
-
“Devletin şiddeti, iktidar teknikleriyle toplumsal rızaya nakşedilmiştir. Kurumsal şiddetin aynısı toplumsal bünyede de içkindir.” Deleuze Resmi ve Gayri Resmi Faşizmin AK/(Sure)tleri Bu ülkede, geçmişten beri ‘halkın gerçek dostları devrimcilerdir’ ön kabulü yüzünden sol söylem, faşizmin kitleler ile olan bağını yumuşak ve temkinli bir dil tonlaması ile bazen de bu bağı geçiştirerek faşizmin sivil alanını ‘kandırılmış kitleler’ şeklinde tasavvur etmiştir. Faşizmin devlete laf ettirmeme refleksindeki yanılgının bir benzeri devrimcilerin halkı ‘incitmeme’ refleksinde ortaya çıkar. Halkı yanlış kodlama ve halkla kurulan problemli ilişki yüzünden toplumsal akışı sürekli kodlayan ve soyut bir kapma makinesi gibi çalışan devletin ve onun faşizminin sokaktaki, evdeki, gündelik dildeki…
-
Yüzleşme, insanın ”başka” olanın yüzüyle karşılaştığında aslında kendisiyle de yüzleştiği aralıkta yaşanan etik bir deneyimdir. Hakikatin keşfi olan bu aralıkta fazlasıyla güvendiğimiz etiğimiz yüzümüze haykırır ve bizi suçüstü yakalar! Gazeteyi karıştırırken birden gözümüzün iliştiği, ”Anıları Mücadelemizde Yaşıyor” diye başlayan bir ilanda çocukluk arkadaşımızın muhtemelen geride kalan ve lisede çektirdiği son kravatlı fotoğrafındaki yüzüyle yüzleştiğimiz an gibi… Levinas’ın etik deneyimi ”Dul, öksüz ya da yabancı dediğim ve sokakta sorduğu soruya cömertçe cevaplar verdiğim ama içimden de keşke görünmez olsalardı diye geçirdiğim ve o hissizliğin beni ürküttüğü zamanlar” diye tasvir ettiği anlarda başlar. Bu yönüyle de etik aynı zamanda şok ve yüzleşmenin…
-
“Devrimin en güzel tarafı birbirini hiç tanımayanları akraba yapabilmesidir…” Deleuze Bir yanımızda evrensel değerler mitosu çökmesine rağmen politik Mesihçiliğinden de kibrinden de taviz vermeyen modern Batı düşüncesi, yanı başımızda ise tüm bu değerlere karşı toptan reddiye ile modern öncesi değerlere geri dönüşü salık veren İslami bir fundamentalizm. Yalanı ve çarpıtmayı istisna olmaktan çıkarıp olağanlaştırarak her kriz ve çatışmayı belli bir denge aralığında tutup bunu bir kar marjına indirgeyen bir hükümet aklı; öbür tarafta tarihsel ve sosyolojik olarak Arap Baasçılığının bu topraklardaki doğal muadili olan Kemalist reflekslerle ülkenin statik muhalefeti olmayı çoktan kabullenmiş bir CHP’nin tam ortasındayız! Bu denklemin içinde devrimci bir…
-
Son üç yıllık görünürlüğünü ve bilinirliğini çıkarırsak eğer Rojava’nın yüzlerce yıllık durumunu en iyi Dostoyevski’nin ‘Tarihin büyük kahramanları bilinmeyenlerdir’ sözü tanımlar. Nüfusunun önemli bir kısmı Kuzey ve Güney Kürdistan’daki isyanlar sonrası göç ettirilen Kürt aşiretlerinden oluşan ve yüz yıllık bir direniş geleneğine sahip olmasına rağmen Suriye rejimi tarafından büyük bir kapatılma, nüfus mühendisliği ve baskı politikaları sonucu görünür olmaktan çıkarılan Rojava, özellikle son yetmiş yıldır bütün enerjisini Kürdistan’nın diğer üç parçasındaki direnişlere akıtmıştır. Diğer üç parçanın hem kaçış noktası, hem örgütlenme ve toparlanma sahası hem de militan kaynağı işlevini gören Rojava, yıllarca Rojava dışındaki bütün Kürdistan parçalarında savaşmış en direngen…
-
‘Tecavüze uğramış kadın, erkekliğin/milletin mağlubiyetinin simgesidir. Bundan böyle önemli olan kadınların çektiği acı değil, erkeğin/milletin kırılan onurudur.’[1] Devletli erkek bilinçaltının lağımlı dehlizlerinden çıkma bir cinsiyetçilikten türemiş ve nev-i şahsına münhasır iki zat-ı muhteremin aşağıdaki faşist infilaklarına dair hiçbir yorum yapılmayacaktır: ‘Özür dileyerek söylüyorum, taş gibi delikanlı oğlanlar var elimizde, yirmi yaşında. Yani kalkıp bir kıza bu yoldan işkence yapacaksa, copa müracaat etme ihtiyacını his eder mi? Değil mi? Yani bazı şeyler var, böyle mantıkla çürütülüyor.’ [Turgut Sunalp 12 Mart Sıkıyönetim Komutanı / Nisan-1973] ‘Gülay Göktürk Hanfendi belki farkındasınız ama o laf attığınız ordu, sizin bacak aranızı da koruyor!’ [Fatih Altaylı Haber Türk…